Yaşama Emek,Sevgiye Emek

Sevdaya emek,emeğe sevda.Yaşama sevdalanmak,sevgiye sevdalanmak, emek vermek..
Sabah yürüyüşümü yaptım terim kurumadan hızlı tempoyla evin yolunu tuttum.Tuttum tutmasına da gelin görün ki,yolumun üzerinde hızımı kesen tatlı,şirin varlıklarla selamlaşmadan olur mu?Olmaz tabii,selamlaştık uzun tüylü,uzun kulaklı ama sabah sabah yiyecek bulamamanın verdiği yorgun bakışlarıyla dostumuzun.Az ilerdeki marketten ekmek alıp bir parçasını paylaştık dostumuzla ve memnun bakışlarıyla gözgöze gelerek uzaklaşmak üzereyken yanından,çalışkanlıklarıyla tanıdığımız minik,siyah dostlarımızın toprağın üzerinde hızlı bir telaşla yüklendikleri yükü yuvaya taşımaktaki beceri ve gayretlerine tanık oldum bir kez daha.Eğildim,izlemeye başladım..Hayranlık uyandıran sistematik çalışmaları,ekip uyumları,ısrarlı,vazgeçmeyen mücadele yetenekleri karşısında düşündüm ve hayranlıkla gülümsedim.Kendilerinin yaklaşık on tanesinin toplamı büyüklüğündeki bir kırıntıyı, ekip halinde, yılmadan,üstelik bulundukları yerden metrelerce uzağa taşıdılar ve yuva deliklerinden içeri sokmayı başardılar.Bu emeğe nasıl sevdalanılmazdı?..Ne kadar insan bunu başarıyor acaba?Yaşamlarında hedeflerine odaklanıp,azimle,gayretle,vazgeçmeden,sistemli çalışarak yol alabiliyorlar?.Ya sevgide nasılız?

Evet, ne çok seviyoruz birbirimizi. Beğenerek aldığımız bir giysiyi sever gibi. Evimize aldığımız ve terbiye edilmesi gereken, huysuz ama cana yakın bir kedi yavrusunu sever gibi. Çiğnerken bize haz veren bir çikolata parçasını sever gibi... Kaçımız farkında bir insanı, bir kişiyi, bir bireyi sevmenin ne demek olduğunun!?
Sevgiye dair ne biliyoruz? Sevmenin ne olduğunu düşündük mü hiç? Ne yapıyoruz sevgiyi hak etmek için? Sevmek, bir insanı koşulsuz sevmek istiyor muyuz acaba? Yoksa, koşullarımız mı var kendimize göre hep? Yoksa, gerçekte istediğimiz şey, koşulsuz sevilmek mi sadece? “Sevmek istiyorum” derken, asıl kastettiğimiz, “sevilmek istiyorum”dur genellikle. Bu istekte, bizi istediğimiz, beklediğimiz anlamda sevecek bir insanı bizim de seveceğimiz varsayımı yatar belki. Bu bir yere kadar doğrudur da. İnsanın, değer verdiği kişinin sevgisine kayıtsız kalabilmesi güçtür...

Ama sevgi bir mal, bir meta mıdır ki, vermek için önce bir şeyler almayı bekleyelim? Önce kafamızdaki sevgi kavramını netleştirelim. Sevmeyi, sevilmek olarak algıladığımız sürece, kalıcı bir sevgiyi üretebilmemiz olası değil. Sevgi, nesneye bağlı olmaksızın, içimizde zaten var olması gereken bir birikim, bir duygu. Kişi bu birikimi edindiği deneyimler sonucu da kazanabilir, varlığının bir parçası olarak da içinde zaten taşıyor olabilir. Çünkü sevgi duygusu, ilkin insan olmak için, kişinin kendisi için taşıması gereken bir duygudur. Ve bencillik duygusuyla bir arada yaşayabilmesi çok güçtür bu duygunun.

Emek,kendine, insana, yaşama bir şeyler katmak, üretmek, çoğaltmak, çoğaltarak bütünleşmek, sevmek değil midir? Sevmek, nesnelerden soyutlanmış sıcak ve üretken bir ilişki için emek vermek, emeği sevgiye dönüştürebildiğimiz yerde, sıcacık bir bebek öpücüğü tadında duyumsadığımız şey değil mi, mutluluk duygusu da? :)
Mürüvvet Sevim

0 yorum:

Yorum Gönder


up